Ödev yapma saati ne zaman ?

Melis

New member
Ödev Yapma Saati: Bir Zamanlar Geçmişte

Bugün sizlere eski bir okul günümden, belki de çoğumuzun hatırladığı bir zaman diliminden, "Ödev yapma saati"nin ne zaman olduğunu sorgulayan bir hikaye anlatmak istiyorum. Okul yıllarında, birçoğumuzun karşılaştığı o zor anları hatırladığınızda belki de bazılarınız “Beni ödev saatinde kimse tutamazdı” diyordur, kimisi de “Ödevi hep son dakikaya bırakırdım” diyebilir. Ancak her iki durumda da o belirli saat, bir şekilde hep yaklaşıyordu.

Beni takip edin, birlikte o eski okul günlerine bir yolculuğa çıkalım, ama sadece zamanı geri sarmakla kalmayalım, aynı zamanda bu süreçte erkeklerin çözüm odaklı, kadınların ise empatik yaklaşımlarını nasıl dengeli bir şekilde ele aldığımıza da bakalım.

Olayın Başlangıcı: Bir Akşamüstü

Hikayemiz, bir kış akşamında başlıyor. Havanın kararmasına saatler kaldığı bir gündü. Genç bir öğrenciydik, birkaç arkadaşla birlikte bir kütüphane masasında çalışıyorduk. Sadece fiziksel anlamda değil, zihinlerimizde de başka bir zamana doğru yolculuk yapıyorduk: "Ödev yapma saati"ne. Masamızda üç kişi vardı: Cem, Eda ve ben.

Cem, çözüm odaklıydı. O, sorunları çözme konusunda her zaman adım atmaya hevesliydi. "Hadi, bu problemi halledelim, sorulara bakalım, en hızlı şekilde bitirelim, sonra eğlenebiliriz," diyordu. Cem'in yaklaşımında, ödevin bitirilmesi için verilen süreyi en verimli şekilde kullanmak ve en kısa sürede çözüm elde etmek vardı. O, her zaman zamanı verimli kullanmanın peşindeydi ve bu yaklaşımını oldukça etkili buluyordu.

Eda ise tam tersiydi. O, ödev sırasında her adımda, her problemin nasıl daha iyi anlaşılabileceğini, soruların neler hissettirdiğini sorgulayan bir yaklaşıma sahipti. “Bu ödevi yaparken sadece bitirmek için değil, gerçekten öğrenmek için uğraşmalıyız,” diyordu. Eda, her adımda birbirimize nasıl daha iyi yardımcı olabileceğimizi ve ne gibi duygusal bağlar kurmamız gerektiğini düşünüyordu. Her zaman toplumsal bağlar, empati ve ilişkiyi daha ön planda tutuyordu.

Ben ise her iki yaklaşımı da gözlemleyen, bazen Cem gibi çözüm odaklı, bazen de Eda gibi daha insancıl bir yaklaşım benimsemeye çalışan biriydim. O gün, bu dengeyi kurmaya çalışan biri olarak kendimi tam anlamıyla farklı bir bakış açısına bürünmüş hissettim.

Zamanla Yarış: Ödev Saati Yaklaşıyor

Kütüphanede, zaman hızlıca geçiyordu. Cem, verdiği direktiflerle sürekli “Bir sonraki soruya geçelim!” diyordu. Her çözüm, bir sonraki soruya bir adım daha yaklaştırıyordu. O çözüm odaklı yaklaşım, Cem’i ödüllendiriyordu; hızlı, verimli ve sonuç odaklıydı. Ancak Eda, bu hızın kaybolan fırsatları gözden kaçırdığını hissediyordu. "Bunu anlamadan geçmek doğru değil, aslında buradaki kavramları ne kadar derinlemesine kavrayabileceğimize odaklanmalıyız," diyordu. Eda’nın bakış açısı, sadece soruları tamamlamak değil, bir şeyi öğrenmenin yollarını keşfetmek üzerineydi.

Benim gibi, bu iki bakış açısını sürekli dengelemeye çalışan biri için, bu iki yaklaşım birbirine karışıyor, bir yandan sorulara hızlıca çözüm üretmek istesem de, diğer yandan her cevabın ardındaki anlamı anlamaya çalışıyordum. Cem, çözüm bulmanın hızına odaklanırken, Eda duygusal ve toplumsal bağlamı, karşılıklı empatiyi vurguluyordu.

Tarihsel ve Toplumsal Perspektif: Ödev Yapma Alışkanlıkları

Burada ilginç bir nokta var: Bu iki yaklaşım tarihsel olarak toplumda nasıl şekillendi? Erkeklerin genellikle çözüm odaklı, stratejik düşünme tarzları ve kadınların ise empatik, ilişki odaklı yaklaşımları, toplumsal cinsiyet rollerinin uzun yıllar süren etkilerinden kaynaklanıyor olabilir. Birçok kültürel bağlamda erkekler daha çok dış dünyaya ve problem çözmeye odaklanırken, kadınlar sosyal bağlar ve duygusal ilişkiler konusunda daha fazla sorumluluk almışlardır.

Ödev yapma saati de, bu toplumsal farkların yansıdığı anlardan biridir. Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı, toplumda daha çok bireysel başarıya ve rekabete odaklanırken, kadınların empatik ve ilişkisel bakış açıları, toplumsal yapılar içinde grup başarısını ve yardımseverliği ön plana çıkarır. Belki de, bu iki yaklaşım arasında bir denge kurmak, her iki dünyadan da faydalanmayı sağlamak için en doğru yoldu.

Bir Sonraki Adım: Son Dakikalar ve Sonuç

Saat 22:00’ye yaklaşıyordu. Cem’in bitirdiği her soru, Eda için yeni bir soruya dönüşüyordu. Bir an için Cem, “Sonuçta bu ödev bitmeli, neden bu kadar üzerinde duruyoruz?” diye sordu. Eda, gülümseyerek, “Evet, ama bu kadar önemli olan sadece bitirmek değil, değil mi?” diyerek bakış açısını net bir şekilde ortaya koydu.

Sonunda, ödevin tamamlanmasıyla birlikte, hepimizin kafasında sorular vardı. Bu sorular aslında hiç bitmeyecekti: "Ödev yapmak sadece zamanla yarışmak mı, yoksa o zamanın içinde gerçekten bir şeyler öğrenmek mi?"

Hikayenin sonunda, Eda'nın yaklaşımından daha çok şey öğrendiğimi fark ettim. O, zamanın ötesine geçebilen bir bakış açısına sahipti; sadece ödev yapmak değil, bu süreçte ne öğrendiğimiz de önemliydi. Cem ise zamanın içinde olmanın, verimli bir şekilde hareket etmenin değerini hep hatırlattı.

Sizce "Ödev Yapma Saati" ne zaman?

Ödev yapma saati yalnızca saatlerle ölçülebilir mi? Toplumsal normlar, bireysel değerler, stratejik düşünme ve empati arasındaki dengeyi nasıl kurabiliriz? Bu hikaye, belki de hepimizin ödev yapma saatlerini bir başka açıdan düşünmemizi sağlayabilir. Sizce, bu dengeyi kurarken nelere dikkat etmeliyiz?
 
Üst